MASA TENİSİ

 

Danışman:Öğr.Gör. Muharrem MIDIROĞLU

 

MasaTenisi(Ping-Pong)Tarihçesi

Masa tenisinin geçmişi 1800’lü yıllara kadar uzanmasına rağmen oyunun ilk ortaya çıkışı ile ilgili kesin bir belge yoktur. 20. yüzyıl başlarında İngiltere’de gelişen oyun, önceleri J.Jaques & Son adlı İngiliz oyuncak firmasının tescil ettirdiği Ping-Pong adı ile anılıyordu. Daha sonraları gelişen oyun, sonuçta 1902 yılında Ping-Pong Birliği’nin kurulmasını sağladı. 1921-22 yıllarında ise yenilenen birlikte Masa Tenisi adı benimsendi. Bu sırada İngiliz ve Amerikalı üreticiler kendi ürünlerinin bu sporun resmi ekipmanları olacağı umudu ile top, raket ve masa prototipleri üretmeye başladılar. Böylece çok çeşitli şekil ve ebatlarda, üzerinde lastikler olan raketler ortaya çıktı. Günümüze kadar da raket konusunda belli bir standart yakalanamadı. Top konusunda ise bir standart söz konusudur. 1901 yılında İngiliz oyuncu James Gibb’in bir Amerika gezisi dönüşünde yanında getirdiği seliloid malzemeden yapılmış hafif top günümüze kadar kullanılmış ve masa tenisine olan ilgiyi bir anda arttırmıştır.

 

 

Masa Tenisinin Gelişmesi

1920’lere gelindiğinde masa tenisi pek çok ülkeye yayılmıştı. 1926’da Almanya, Macaristan ve İngiltere öncülüğünde Uluslararası Masa Tenisi Federasyonu (ITTF) kuruldu. İlk Dünya Şampiyonası 1927 yılında Londra’da düzenlendi. Masa tenisinde 1950’lere kadar Macarlar üstünlüklerini kabul ettirdiler. Daha sonra Japonların fasolu forehandlarını, Çinlilerin güçlü backhandlerini ve Macarların ünlü kısa bloklarını bir araya getirmeyi başaran İsveçliler bir adım öne geçtiler. 1980’lere gelindiğinde ise üstünlük Uzakdoğu’ya kaymaya başladı ve Çin bu yarıştan üstün çıktı. Günümüzde de Çin, Japonya, Kuzey Kore gibi ülkeler masa tenisinde önemli ülkelerdir.










Türkiye'de Masa Tenisi

Cumhuriyetten sonra oynanmaya başlanan masa tenisinde ilk ulusal turnuva 1930’da düzenlendi. 1966’da Türkiye Masa Tenisi Federasyonu kuruldu. Balkan (1973) ve Akdeniz Oyunları (1973-75) şampiyonu Vasil Aleksandiridis bu dalda başarı kazanan ilk Türkiyeli sporcu olarak tarihe geçti. 1983’te masa tenisi ligi kuruldu ve aynı yıl erkeklerde Eczacıbaşı, bayanlarda da Eskişehir-Bentspor şampiyon oldu.

 

 

SATRANÇ

 

SATRANCIN DOĞUŞU 

     Satranç, tahta üstünde oynanan pek çok oyun gibi ilk önce doğuda oynanmaya başlamıştır. İlk satranç taşlarının neye benzediği bilinmediğinden, ayrıca Orta Asya ve Uzak-Doğu Asya'da yeterli ölçüde kazılar yapılamadığından bilebildiğimiz en eski satranç belgeleri M.Ö. 5. yy'a aittir. Arap tüccarlarla batıya taşınan satrancın orta çağda, özellikle 11.yy'dan 16.yy'a kadar Türkler ve Araplar tarafından iyi oynandığı bilinmektedir.

     Satranç, Avrupa'da oynanmaya başlandıktan sonra kurallarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler sayesinde hızlanan oyun bir aristokrat eğlencesi olmaktan çıkmış, geniş halk kitleleri tarafından sevilip oynanan bir oyun halini almıştır. 19. yy'da sanat ve bilimdeki köklü değişimler, satranç düşünüş tarzında da önemli değişikliklere yol açmıştır. Steinitz'le başlayan küçük avantajları galibiyete çevirme, çağdaşları tarafından derin ve sistematik bir araştırmaya dönüştürülmüştür.

      İkinci Dünya savaşı'nın sonuna kadar parça parça olan bu sistematik satranç çalışmaları Botvinnik'in sistemli, bilimsel ve analitik yaklaşımı sayesinde bir düzene girmiştir. Rus satrançcıları da Botvinnik'in yaklaşımını izleyince ortaya bugün de geçerliliğini hala sürdüren Rus(Sovyet) ekolü çıkmıştır.

      Günümüzde satranç bilgisayarlarının ve programlarının hızla gelişmesi satrancın tarihinin daha çok değişeceğinin işaretidir. Umalım ki bu değişim güzele doğru olsun.

 

 

SATRANÇ EFSANELERİ

Brahman Rahibi:         Canı çok sıkılan genç Hint Prensi, kendisini eğlendirecek bir oyun öğretene ne isterse vereceğini söyler. Bunun üzerine bir Brahman rahibi gelir ve ona satrancı öğretir. Oyundan hayli hoşnut kalan genç prens rahibe ne istediğini sorar. Rahip de satranç tahtasını gösterir ve şöyle der: " Satranç tahtasında 64 kare var. Birinci kareye bir, ikinci kareye iki, üçüncü kareye dört, dördüncü kareye sekiz ... altmış dördüncü kareye de 263 tane gelecek şekilde buğday tanesi istiyorum.". Genç prens gülmüş ve "İsteğini yerine getirin" demiş. Demiş demesine ama, rahibin istedikleri hesaplandığında ortaya çıkan sayıyı karşılamak için dünyadaki ekili alanların bile yetmediği anlaşılınca rahibi karşısına çağırtmış. Rahip de ona bir söz vermeden önce düşünmeyi öğrenmesi için satranç oynamasını öğütlemiş. Başka da bir istekte bulunmadan oradan ayrılıp gitmiş.

 

 

 Maximus'un Rüyası:     Magnus Maximus Roma'da senatördür ve imparatorluğun yönetiminden memnun değildir. M.S. 365 yılında, avlanırken bir rüya görür. Rüyasında bir saraya girer ve sarayda yaşlanmış kralla satranç oynayan iki genç görür. Başını çevirince, altın bir tahtta oturan hayal edebileceği en güzel kızı görür. Maximus uyanır uyanmaz bir kahine gider ve kahin de ona rüyasındaki güzeli bulmasını söyler. Maximus dört bir yana mesajcılar gönderir. Fakat hepsi de eli boş dönerler. Maximus'un güzelinden eser yoktur.

         Aynı dönemde Britanya kralı High-King Eudaf Hen çok yaşlanmıştır. O yüzden yerini yeğeni Cynan Meriadog veya kızı Elen'e bırakacaktır. Başdanışmanı Caradog ise  Elen'i imparatorlukla ilişki içindeki biriyle evlendirerek Roma ile ilişkileri sağlamlaştırmak istemektedir. Daha sonra ikisi krallığı paylaşabileceklerdir. Caradog oğlu Meurig'i Roma'ya uygun koca adayını bulmaya yollar. 

        Meurig Roma'ya gittiğinde Maximus'un düşündeki kızı bulamadığını öğrenir ve Maximus'u Britanya'ya götürür. Maximus burada kralın rüyasında gördüğü yaşlı adam olduğunu ve Cynan'ın da satranç oynayan gençlerden biri olduğunu anlar. Ve tabi Elen'in de rüyasındaki kız olduğunu anlar ve evlenirler. Bir süre sonra yaşlı kral ölür ve Maximus'la Elen imparatorluğun yeni sahipleri olurlar. Cynan başta bir ordunun başına geçip Maximus'a karşı savaşırsa da daha sonra barış yaparlar. Maximus'un akrabası Theodosius'un doğu imparatorluğunun başına geçtiği haberi geldikten sonra Maximus M.S. 383'te oğlu Victorius ve prens Cynan'la batı imparatorluğuna karşı çıkartma yaparlar. Batıyı yenilgiye uğratırlar ve Maximus batı imparatoru olur.  Maximus başkenti Trier'e taşır ve Britanya, Gaul&İspanya'nın yönetimini 4 yıl elinde bulundurur. İmparatorluğu Theodosius tarafından da tanınır. Daha sonra güneye (Roma) karşı yürür, Milan'ı alır ve Roma'yı bir yıllık kuşatmanın sonunda düşürür. Fakat Roma imparatoru daha sonra doğu imparatoru Theodosius'tan aldığı destekle Maximus'u  Illyricum'da iki kez yenilgiye uğratır. Maximus oğluyla birlikte Aquileia'da öldürülür. Bir rüyayla ve satranç tahatsının başındaki gençlerle başlayan efsane böylece sona ermiş olur.

 

 

TurkSATRANÇ TARİHİNDEKİ GARİPLİKLER

İlk Satranç Robotu İlk satranç robotunun adı Türk'tür ve bir Avusturya mühendisi tarafından 17. yy'da Osmanlı padişahının satranca olan yoğun ilgisi nedeniyle Osmanlı hanedanına hediye olarak yollanmıştır. Bu satranç robotu aslında bir kandırmacadır. Satranç tahtasının altına konan mekanizma sayesinde taşlar masanın başındaki kukla tarafından oynatılıyormuş gibi gözükür. Aslında olan şey ise masanın altına iyice gizlenmiş birinin kollarını kuklanın kollarından geçirip hamleleri yapmasıdır. Her şeye rağmen güzel ve ilginç bir buluş.